![]() |
| Kürtçe Mp3 Sitesine Hoşgeldiniz. |
|
Sevgili Rojinliyiz.com Ziyaretçisi; Sitemizde Kürtçe - Özgün Müzik Radyosu Dinlemek istiyorsanız Lütfen TIKLAYINIZ Üye Olursanız Bu Yazılar ile Karşılaşmayacaksınız.. Üye Olmak İçin TIKLAYIN Kapatmak için Tıklayınız.! |
|
|||||||
| Kayıt ol | Üye Listesi | Forumları Okundu Kabul Et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yardımcı Administrator
![]() |
Uzak Zamanlar
Ayten Çelebi Kural ![]() Uzak Zamanlar içimizde ötelerden bir sayfa açılır bizimdir ya seyrettikçe gülümseyen yüzümüz yahut daldıkça nemlenen gözlerimizdir bu günü gündemimizden düşürerek ufukta kaybolan gemiye bakar gibi daralıp genişleyen gözlerimiz gençlik çocukluk rüzgarlarıyla savrulup buğulanırken gönlümüz akşamın efkar saatlerinde düşünüp yüzleştiklerimizdir hüzünlerimizdir seneler yüzünü toprağa çevirirken bir daha hiç dönmeyeceklerle anmak anılmak üzre and içip sözleştiklerimizdir özlediklerimizdir eski bir ezgiyle çağrışıp karanlığa yayılan şimşek gibi zihnimize çakılan bu günden taze kalan yaşanmış günlerimizdir kendi nefesimi bile duymak istemediğimi hatırlıyorum,evet kendi soluk sesimi,bir anlamda hiç havalanmamayı istemek.ölümü yani diğer taraftan.hep toplumumdan uzak tutmak için uğraştığım ölümü o gün işte sonbaharın inişe geçtiği güneşin yakmadan düştüğü dağların arkalarına yeşilin sararıp sararıp koptuğu sokaklarına o şehrin en sünepe saatleriydi aldığımda haberi ne cehennem sıcağı bu kadar yakabilir ne düden"in şellalesi bu kadar akabilirdi gözlerden dilizâr gitmeye karar vermişti bana söylemeden ayrılık mı desem ölüm mü desem ya da ikisini birden mi dinletsem size bilmem öldüremediğim ayrılık ayrılamadığım ölüm bana daha bir tanıdık geliyor siyam ikizi bunlar birbirini taşıyan yalnız benim kara parçamda dolaşan bu gün yalnız benim coğrafyamda bu kadar haşin kabul edin bunu bilin ömrüme bakışlarıma gülüşüme taze mürekkepli ıstampa gibi damgasını vuran bu ölümlü ayrılık pekte olağan bir şey değil herkeste olan herkeste bu dozda algılanmayan bu yönüyle bakacak olursanız öyküye, çekip gidende mi farklılık vardı,bırakılan mı başkaydı, bunu hep soracaksınız kendinize.bir de yaşayıp yaşamadıklarınızı,iç inizde sakladıklarınızı koyacaksınız benimkilerin yanına,siz de anlayacaksınız, doluya koysan almaz,boşa koysan dolmaz denklemindeki aczin ne kadar benzeştiğini. saçmaladığımı düşünmezseniz,ayrılı ğın güzel olduğunu bile söyleyebilirim.yaşar ken farketmediğim farkettiklerimin. acısını saymazsam yok olanı uzaklarda kalanı düşünmenin verdiği hazzı da aldığımı bilirim o haz ki acılarla çekilmiş bir kaş hüzünlerle yoğrulmuş bir bakışın en taze en çarpan görüntüsünü getirir sürekli merceklerinize kalın duvarlar arkasından toprağın altından kilometrelerce uzaklardan ses verir kulaklarınızın en derin hücrelerine gönlünüzdeki bam tellerine ama ben dilizâr"ın gittiği güne tekrar dönersem kafir bir acının fışkıran dehlizinde kalbimin paramparça olurum her parçamda benliğimi yeniden bulur yeniden benler oluştururum tespih tanesi gibi tek tek dizerek benden ona kadar gidecek benler ayrılığın ilk akşamı kıyametin diğer adıydı,en zorlu,en deli anlardı.karabasandı. unutulmayacak olanlardı. Uzakta tekneler alabora oluyor Okyanuslara uçaklar düşüyor Yeryüzü tutunulmayacak kadar sallanıyor Dağlar birbirine çarpıyor Karanlık hayallere Hayaletlere yol vermeyecek kadar yoğunlaşıyor Nefes kesen bir uğultuyla, insan seli arasına karışmış parçalarım birbirine tutunuyor, bir benim öbür bene sığınarak mutlak çıkış noktasının içlerinden birinde olduğunu fısıldıyor. parola benlerimin imamesine taşınıyordu. Oda ne, dilizar bir alev topu ile coşkun bir su dalgasının birbirine karıştığı ekranda bir görünüp bir kayboluyor. hasretten, görünmezlikten ,mesafeden, sevgiden örülü tahtında,herkesin gideninin,sevilenini n simgesi olduğunun bilinci...kutsal duruşuyla benliğimi dolduruyor.ilk mukaddes seslenişi tepemden tırnaklarıma kadar yayılıyordu. her gün her saat her dakika hem bitiş hem başlangıçtır acıların neşeden mutluluğun kederden geçen yanı mutlaka vardır bebeğim bu bahar senin ilk gördüğün sonbahardır kim bilir bu bahar kaç kişinin son baharıdır yaşamak; ucu sonu belirsiz bir herakleitos ırmağıdır her ırmak başka insanı başkalaştıran başka ırmaktır inanılmazdı.bu bir yanılsama olamazdı.değilse neydi?bu ses dilizar"ın mıydı?yoksa benim mi?o ben miydim yoksa? o imame ben ki soluksuzluğun hançeresinde açtığı derin yaraları o gün kendisinden başka evrende hiçbir gücün öremeyeceğini.diliza r"a duyduğu sevginin yaradanın ona verdiği en büyük armağan olduğunu kuvvetli bir sezgiyle anladı.umutla doğruldu sabaha. uzaklara severek yaklaşmanın kolaylığına yine severek yaratmaya sözcükler o sabah ipte sallanan ölü gibiydiler anlamsız çaresiz habersiz kimsesizdiler önce dilizar"a çok boyutlu aynalardan bakmayı öğrendiler ateşi sudan geçirerek dirilip uzak zamanlardan cevap verdiler iç seslerimin bir kısmı bedenimden geçerek sularla gittiler acı süzen mazgallardan kireç tutmuş uzun büklümlü borulardan her büklümde yüklerini bırakaraktan indiler bodrum derinliklerine ulaştıkları toprakların en yumuşak yerlerinden kurtlara böceklere köklere vererekten bedenlerini azar azar baharı yaza yazı kışa kataraktan tomurcuk tomurcuk çıktılar topraktan dürtüyle güneşe doğru dal dal yaprak yaprak çiçek çiçek kimi sultan bahçelerinde orkide gül kimi kıraç topraklarda menekşe sümbül kavak ve diken ben de çiçekçiydim zaten dikenli güllerin çiçekçisi tozlaşma zamanlarının usta ebesi solmamış çiçekler sunmak, insanlara sıyrıksız dallar uzatmak.her baharda yeni baharlar,yeni arayışlar,umutlar,um utsuzluklar,binbir çileden sonra alınan tatlar,adını kendine verdiğim çocuklar,bir ömre sığmayan sevdalar,kavşağında sıkıştığım nice dikenli yollar,çivisine kalkan,akarına kan olduğum ameliyatlar.dolaştığ ım köyler şehirler,dinlediğim sözler sazlar,kırılıp gücendiğim insanlar. yıllar sular kadar hızlıydılar hiç geçmeyecek bitmeyecek değişmeyecek sandığım her şey bir başka şey olup çıktılar döküp de tüm eski defterleri kaygan bir kaleme dönüşüp tenime yeniden onu çizmeye başladılar işte uzak zamanlar sezdiklerimizdir ölümlerimiz gizlerimiz severek geri döndürdüklerimizdir sıradan geçişler içinden seçilip adressiz yerlere gönderilen buram buram hasret kokan sesimizin sızılı türküsüdür kuş uçmaz kervan geçmez yerlerimizde saklanan aralayınca kapısını bir kez yığınla tepemize yağan resimlerimizin öyküsüdür her sayfada belirip şekillenen ve her yerden görülebilen onun resminin |
|
|
|