![]() |
| Kürtçe Mp3 Sitesine Hoşgeldiniz. |
|
Sevgili Rojinliyiz.com Ziyaretçisi; Sitemizde Kürtçe - Özgün Müzik Radyosu Dinlemek istiyorsanız Lütfen TIKLAYINIZ Üye Olursanız Bu Yazılar ile Karşılaşmayacaksınız.. Üye Olmak İçin TIKLAYIN Kapatmak için Tıklayınız.! |
|
|||||||
| Kayıt ol | Üye Listesi | Forumları Okundu Kabul Et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Vip Üye
![]() |
ahmet kaya
[Üye Olmadan içeriği ve Linkleri Göremezsiniz. ] ![]() SESİ ve sazı ile bu ülkenin her köşesinde dinlenen ve sevilen Ahmet Kaya, durduk yerde yaptığı bir ırkçı yaklaşım sonunda yurtdışına gitti. Ve Fransa'da genç yaşında öldü. Allah rahmet eylesin. Bende hala kasetleri var ve beğeniyle dinliyorum. Sanat ve sanatçıya yasak getirmeyi birey olarak kabul edemem. Hiç etmedim ve hala aynı çizgideyim. Bu Nazım Hikmet için de böyleydi, Sabahattin Ali için de, Aziz Nesin ve Necip Fazıl Kısakürek için de.. Geçen gün bir televizyon kanalında bir haber izledim: "Ahmet Kaya ölmedi mi? Sanatçı ......., Ahmet Kaya ile telefonda konuştuğunu açıkladı. Ferhat Tunç ise öldüğünde yanında olduğunu, bir kasetle ortaya çıkardı." Hala yeni kasetleri ve CD'leri yayınlanan bir sanatçı ölmeden neden ölsün? Öldü ise niçin yeniden yaşadığı tartışılsın? Ancak, eğer bizim Mehmet Muhsinoğlu gibi, bir şarkısı güncel bir olaya uyarlanıp söylenirse, Ahmet Kaya zaten yaşıyor demektir. Başbakan'ın "Lan" hitabından sonraki gelişmeleri hicveden Mehmet, bunu Kaya'nın, "Kafama sıkar giderim" diye başlayan şarkısını, "Lan deme bana, anamı da alır giderim" şeklinde derlemiş, çok hoşuma gitti: "Artık yanında duramam/ Anamı alır giderim/ Hesabım kalsın mahşere/ Anamı alır giderim... 'Lan' deme bana yerinden/ Arıza çıkarmam derinden/ Korumalarının üzerinden/ Su gibi akar giderim... Artık sürersin bir sefa/ Harcadın beni ne ala/ Artistlik yapmam bu defa/ Dişimi sıkar giderim... Bozar mı sandın fırçalar/ Belaya atlar giderim/ El kol hareketi çekmeden/ Anamı alır giderim... Kaybetsem bile bütün ürünü/ Tarlayı sürer giderim/ Sinsice olmaz gidişim/ Sloganı patlatır giderim.. Ezdirmem sana kendimi/ Gövdemi yakar giderim/ Beddua da etmem üzülme/ Anamı alır giderim... Mahsulümden tarlamdan/ Köyümden cayıp giderim/ Hükümetten aldığım ne varsa/ Vergilerimi öder giderim/ Anamı da alır giderim..." Melodisini hatırlayanınız varsa, mırıldanabilirsiniz. Hani, Niran Ünsal da bu şarkıyı yorumlamıştı, hatırladınız mı? Mehmet Muhsinoğlu ile söze başlayınca, anında fıkralar da geliyor: Kadın doktora muayene olduktan sonra eve dönmüş. Sevinerek kocasına sarılmış: - Hamileyim kocacığım, bir çocuğumuz olacak. Adam şaşkınlık içinde, "Ama bu imkansız" diye mırıldanmış: "İmkansız, çünkü ben hep dikkat ederim!" Yine de, doktora gitmekten kendini alamamış: "Bu sonucu hiç anlayamıyorum doktor, ben hep dikkat ettim." Doktor gülümsemiş: "Bakınız beyefendi, bu araba kullanırken dikkatli olmaya benzer. Siz dikkatli olsanız bile, başkası gelir çarpabilir!" Bu fıkra da, arkadaşımızın ziyaretindeki KDV olsun! [Üye Olmadan içeriği ve Linkleri Göremezsiniz. ] ![]() 16 Kasım 2000'de ölen Ahmet Kaya, ölüm yıldönümünde sevenlerini, büyük bölümü Pir Sultan türkülerinden oluşan 'Kalsın Benim Davam Divana Kalsın' albümüyle selamlayacak Yeni albüme son noktayı koymuştu. Sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın huzuruyla gidebilirdi artık Paris'e Gülten Kaya. Paris'teki Pere Lacahise'de; Ege'den nazar boncuğu, Orta Anadolu'dan gözyaşı şişesi, servi ağacı desenli Kastamonu yazmaları, Hitit Güneşi; Kütahya çinilerini süsleyen karanfil, mey, zurna, erbane; bağlaması, evrensel müziği simgeleyen piyano, Galata Kulesi silueti ve kardelen çiçeğiyle bezeli Marmara mermerinden sonsuzluk örtüsüyle beklemektedir onu Ahmet Kaya. Beş yıldır Ahmet'sizdi. Ama hep Ahmet'le yaşıyordu: "Ondan sonraki beş yılı şöyle kurguladım; Ahmet dünyanın bir yerinde işlerini yapıyor. Ben de burada yapılması gerekenleri yapıyorum. Ahmet'i gülümsetiyor, ona huzur veriyor olmanın keyfini yaşıyorum." İsteği yerine geldi Ahmet'siz ama Ahmet'le yaşamaya onun bir dileğini yerine getirerek başlamıştı Gülten Kaya. GAM adıyla bir yapım ve yayın şirketi kurdu. Şirketin adı Gülten, Ahmet ve kızları Melis'in adlarının başharf-lerinden oluşuyordu. Ölümünden bir yıl sonra Ahmet'in yeni şarkılarından oluşan 'Hoşçakalın Gözüm' albümünü yayımla-dı. Ahmet'in linç edilmesine, onun ülkesinden koparılmasına neden olan "Kürtçe bir şarkı yapacağım, ona bir de klip çekeceğim" sözünün ancak yarısını gerçekleştirmişti. 'Kerwan' adlı Kürtçe bir türkü okumuştu. Bu şarkıyı da albüme ekledi. Onun istediği klibi yapmak da Gülten'e kalmıştı. Arşiv görüntülerinden gece gündüz demeden bir seçki yapıp montajladı. Ortaya öyle bir klip çıktı ki, sanki Ahmet hâlâ yaşıyordu ve klip çekimlerinde oynamıştı. Zaten "Ahmet Kaya ölmedi. Zayıfladı, sakalını kesti, hâlâ aramızda dolaşıyor" söylentileri, onun 120 bine yakın seveninin buluştuğu internet sitesine bile yansımıştı. 2002 yılında *******'nin 20 ünlü sanatçısı ona, onun şarkılarını söyleyerek çok ihtiyacı olan bir selam gönderdiler 'Dinle Sevgili Ülkem' albümüyle. 2003'te GAM Müzik Ahmet'in hiç yayım-lanmamış 11 şarkısından oluşan 'Biraz da Sen Ağla'yı çıkardı. Albümlerin dışında Gülten, Ahmet'in yüzlerce şarkısının notalarını, şarkıların öykülerini dört kitaptan oluşan 'Nota Kitaplığı Serisi' adı altında yayımladı. Bu süreçte bir de Ahmet'i anlatan kitap yayımlandı: 'Başım Belada.' Kürtçeye de çevrildi kitap. Çünkü ******* 'AB'ye uyum süreci' yaşıyordu ve Ahmet'in linç edilmesine yol açan Kürtçe artık serbestti! Pir Sultan Abdal türküleri Paris'e giderken gözü sevinçten parlıyordu Gülten'in. "Ahmet'in yeni albümü bitti. Pir Sultan Abdal türkülerinden oluşuyor ağırlıkla. Bu ay çıkacak. Büyük olasılıkla ölüm yıldönümüne yetişecek." Sonra bir hüzün çizgisi geçti yüzünden: "Hâlâ yok sayılıyor. Ayıp ettik, deseler bari. Bu *******'ye yakışır. Yoksa hiç kimse Ahmet'i geri getirmeyecek." Ahmet'in 43 yaşında, ülkesinden kopartılmış bir şekilde Paris'te 'virgüllenen' yaşamı Adıyaman'da bir mensucat işçisinin oğlu olarak başlıyor. Babasının altı yaşında armağan ettiği sazı hiç elinden düşmeyecek, hatta geleceğini belirleyecektir. İstanbul'da ilk yılları yoksullukla, kaset yapma çabalarıyla, 'devrimci geceler'de verdiği konserlerle geçer. 12 Eylül'ün ağır koşullarına karşın şarkılarına yansıyan sert muhalif tavrı, ülkesinin sorunlarına, duyarlı yaklaşımıyla Ahmet o süreçte insanların ihtiyaç duyduğu bir sanatçıydı. Sonunda ilk kasedini çıkarır.. 'Ağlama Bebeğim' 12 Eylül sonrası kitleleri etkileyecek ilk başkaldırılardan biridir. Albümü hemen toplatılır. Sonunda 'mahkeme kararıyla' serbest bırakılır 'Ağlama Bebeğim' ve önce hapishanelerde, sonra sokakta inanılmaz bir ilgi görmeye başlar. Artık o 12 Eylül'ün siyasi tutsaklarının ve ailelerinin sesi olmuştur. İşte Ahmet 1985'te başladığı, 15 yıl sürecek profesyonel müzik yaşamına 18 albüm, 200 şarkı sığdırır. Konserleri yasaklanır, izin verilen konserleri öncesi gözaltına alınır, hırpalanır, iki saat geç de olsa gözaltından çıkıp düğmesi kopartılmış gömlekle de olsa yine çıkar sahneye. O bir isyankârdır, türküleriyle, dokunaklı sesi ve müziğiyle başkaldırının bir başka adıdır. Ödül gecesinde linç girişimi 1999'un şubatı gelmiştir. Bir ödül gecesi vardır İstanbul'da. Ödülünü alır ve Kürtçe bir şarkı yapmak ve bir klip çekmek istediğini söyler sahnede. İşte o anda olan olur. Anında bir linç ortamı yaratılır. 'Bölücü' diye üzerine yürümeler, bir orgazm halinde '10. Yıl Marşı' okumalar, ertesi gün gazetelerin korkunç başlıkları, televizyonların saldırgan haberleri... Birkaç gün sonra bir gazete manşet atar 'Olmadı gözüm' diye. Berlin'de bir konser vermiştir. Arkasında bir harita ve haritanın üzerinde Abdullah ******'ın fotoğrafı vardır. Hem ödül gecesinde söylediklerinden, hem de 1993'te verdiği iddia edilen konserden dolayı gözaltına alınır, dava açılır. En çok şaşıranlardan biri eşi Gülten'dir: "1993 yılında Berlin'de bir konser verildiği iddiası var. O yıl böyle bir konser vermedi. Pasaportuna baktık. Orada da görünmüyor. Görünen bir tek 1994 yılında Berlin'de Alevi Esnaflar Birliği için verdiği bir konser var. Ama bu örgüt dünyanın her yerindeki Alevilerin meslek kuruluşu. Politik bir yanı yok. Yani ******'ın resmi orada asılı olamaz. Olsa bile bir sanatçı salonun dekorasyonundan sorumlu olamaz. Birliğe bir yazı yazdık. Onlar da mahkemeye kendi kaşeleri ile yazı göndererek meslek kuruluşu olduklarını, *** ile ilgilerinin bulunmadığını bildirdiler. Bu yazı mahkeme dosyasına girdi. Basına da dağıtıldı. Ama bu haber hiç basılmadı." Bu sırada DGM yurtdışına çıkış yasağı koymuştu. İsteği üzerine mahkeme çıkış yasağını kaldırdı. O da bir elinde sazı, diğer elinde küçük bir çantasıyla yurtdışına çıktı. Gerisini Gülten'den dinleyelim: "Avrupa'da konserler verirken öyle yalan haber bombardımanı başladı ki, her konserinden sonra bir yalan haber yayımlanıyordu aleyhinde. Adeta bilerek dönmesinin yolları kapatılıyordu." O artık Avrupa'da bir sürgündü. Eşi Gülten'e göre bu topraklar dışında yaşayabilecek en son kişiydi o: "******* kumlu bir toprak. Kaktüs bitkisi kumlu topraklarda var olur. O bir kaktüstü. Dikenleri olan bir kaktüs. Dikenleri zaman zaman birilerine batan bir kaktüs. Onu kumlu topraktan alıp kaktüs olarak killi toprağa diktiler. Orada var olamadı. Olamazdı da." Aramızdan ayrılışının beşinci yılında Ahmet, Gülten'in derlediği yeni albümüyle bu ülkenin insanlarına 'Kalsın Benim Davam Divana Kalsın' diyecek. Merak etme 'yağmurlu ülkenin sürgün konuğu', ülkendeki insanlarda hâlâ yaşıyor, yaşatılıyorsun. Arkada kalmasın gözün! |
|
|
|