![]() |
| Kürtçe Mp3 Sitesine Hoşgeldiniz. |
|
Sevgili Rojinliyiz.com Ziyaretçisi; Sitemizde Kürtçe - Özgün Müzik Radyosu Dinlemek istiyorsanız Lütfen TIKLAYINIZ Üye Olursanız Bu Yazılar ile Karşılaşmayacaksınız.. Üye Olmak İçin TIKLAYIN Kapatmak için Tıklayınız.! |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
güçlü olmalıyım
|
"Ateşle İmtihan Edilen Sahabe" Habbab Bin Eret
Adın ne senin çocuk? Habbab. Babanın adı ne? El-Eret. Nerelisin? Necid'liyim. O halde sen Arapsın. Evet, Beni Temim kabilesindenim. Peki, neden Mekke'deki köle tacirlerinin eline düştün? Arap kabilesinden biri bizim obamıza baskın yaptı. Hayvanlarımızı alıp götürdüler. Kadın ve çocukları da esir aldılar. Ben de esir alınan çocuklar arasındaydım. Ondan sonra çeşitli kimselerin eline düştüm. Şimdi de Mekke'ye getirildim. Kendisine hizmet etmesi ve elindeki işini ilerletmesi amacıyla bir köle satın almak için Mekke'nin köle pazarına giden Ümmü Enmar, yüzünden sağlıklı ve zeki olduğunu anladığı bir çocuğu görür ve onu satın alır. Onu tanımak için bazı sorular sormak ister. Ve Hz. Habbab ile Ümmü Enmar arasında yukarıdaki konuşmalar geçer. Ümmü Enmar, kılıç yapma sanatını öğrenmesi için kölesini Mekke demircilerinden birisinin yanına verir. Ümmü Enmar'ın kölesi, kısa zamanda sanatını öğrenip ustalaşır. Kısa bir müddet sonra Hz. Habbab, gerek işin ustalığında ve gerekse de emin, dürüst ve işinde sağlam olması sebebiyle genç yaşında Mekke'de tanınan biri olur. Hz. Habbab, genç olmasına rağmen olgun ve akıllıydı. İşini bitirip tek başına kaldığında, cehalet ve sapkınlık içinde boğulan Mekke halkını düşünür kara cehalet ve kör sapıklık onu huzursuz ederdi. Çünkü kendisi de onun kurbanlarındandı. O şöyle derdi: "Bu gecenin başka bir gecesi olması gerek…" Hz. Habbab'ın bekleyişi fazla uzun sürmez. Nurdan bir ses, Allah(c.c.)'a şirki red eden, tek bir ilahın varlığını ilan eden ve kendini Allah(c.c.)'ın gönderdiği peygamber olarak belirten bir haber gelir. O, Muhammed(s.a.v.)'i daha önce de tanıyordu. O; güvenilir, sözünde ve özünde doğru biriydi. Muhakkak onu görüp konuşmalı ve bu dini tanımalıydı. Hz. Habbab, Hz. Resulü(s.a.v.)'ün yanına gider ve ona bu din hakkında sorular sorar. Resulullah (s.a.v.), ona cevap verir ve bu yeni dini ona tanıtır. Resulullah anlattıkça o, hoşnut olur ve içi kıpır kıpır olur. - Ey Muhammed, bu dine girmem için ne yapmalıyım? - Allah(c.c.)'tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed'in onun resulü olduğuna şahadet etmelisin. Hz. Habbab da şahadet edip Resulü Ekrem'in söylediklerini tekrarlar. Böylece Habbab bin Eret de ilk iman edenlerin halkasına katılır. Böylece o, yeryüzündeki Müslümanların altıncısı olur. Onun hakkında şöyle denilmiştir: Hz. Habbab, iman ettiğinde on beş yaşlarındaydı. Hz. Habbab, İslam'a girdiğini kimseden gizlemez. O günlerde Müslüman olmak ve hele ilan etmek demek, malından ve canından olmayı göze almak demekti… Buna rağmen, Hz. Habbab, zerre kader korku göstermeden İslam ile şereflendiğini söyler. Ümmü Enmar, Hz.Habbab'ın iman ettiğini öğrenince, kardeşi Siba İbn-i Abduluzza'yı ve birkaç genci yanına alarak Hz. Habbab'ın dükkanına gider. Ve şöyle der: "Bize, seninle ilgili inanmadığımız bir haber geldi. Nedir o? Senin dininden çıkıp Haşim oğullarının adamına uyduğun haberi dolaşıyor. Dinimden çıkmadım. Sadece tek olan ve ortağı olmayan Allah(c.c.)'a inandım. Putlarınızı attım. Hz. Muhammed'in Allah(c.c.)'ın elçisi olduğuna şahadet ettim…" Siba ve beraberindekiler Hz. Habbab'ın bu sözlerini duyunca çılgına dönderler ve hemen üzerine üşüşüp çekiç ve demir parçalarıyla onu dövmeye başlarlar. Hz. Habbab, onların bu saldırıları sonucunda bayılarak kanlar içinde kalır. Hz. Habbab'ın, Ümmü Enmar ve diğer müşriklerle arasında geçen bu olay hemen Mekke sokaklarında duyulur. Mekke daha önce böyle bir şey duymamıştı. Hz.Muhammed'in söylediğini kabul edenler; kendilerine işkence yapılacağını bile bile ilahlarını inkar ediyor, tek bir ilah var diyorlar. Bunu söyleyen de; Hz. Ebu Bekir, Habbab, Suheyb, Bilal, Ammar ve Ammar'ın annesi Sümeyye. Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir, kendi aileleri tarafından nispeten korunmuş, ancak Mekkeli olmayan ve Mekkelilerin kölesi olan diğer dört kişi, müşrikler tarafından dayanılmaz işkenceler ve eziyetlerle karşılaşmışlardı. Kureyş'in korktuğu başına gelir. Hz. Habbab'ın bu cesareti, diğer arkadaşlarının da İslam'a girdiklerini açıklamaya teşvik eder. Onlar da birer birer Kelime-i Tevhid'i açıktan açığa söylemeye başlarlar. Mekke müşriklerinin ele başları olan Ebu Cehil, İbn-i Hişam, Ebu Süfyan, Umeyye bin Halef ve diğerleri, kendi aralarında konuşup bu yeni dine girenlerin sayıları artmadan önü alınmalı, kökü kurutmalı şeklinde konuşurlar. Her kabile, aralarındaki Hz. Muhammed taraftarlarına saldıracak, onlar dinlerinden dönünce-ye veya ölünceye kadar onlara işkence edeceklerdi. Hz. Habbab'a işkence etme görevi Siba ibn Abduluzza ve kabilesine verilir... Öğle sıcağı şiddetlenip güneş ışınları toprağı ısıtınca, onu Mekke kumlarına çıkarıp, elbiselerini soyar ve ona kızgın güneş altında demir zırhlar giydirirler ve su vermezler. Nihayet Habbab'ın sıkıntısı son haddine varınca, yanına gidip şöyle derler: "Muhammed hakkında ne düşünüyorsun? O, Allah(c.c.)'ın kulu ve elçisidir. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için hidayet ve hak din ile gönderilmiştir." O bunları söyleyince, Siba ve yanındaki diğer müşrikler, ona tekme ve yumruklar savururlar. Tekrar ona şöyle sorarlar: "- Lat ve Uzza hakkında ne düşünüyorsun? - Onlar sağır ve dilsiz, fayda ve zararı olmayan putlardır." Bunun üzerine, kızgın taşlar getirilip sırtına yapıştırıp ve omuzlarının yağı akıncaya kadar üzerine bırakırlar… Hz. Habbab, bu işkencelere sabrederek kâfirlerin Hz. Peygamberin risâletini inkâr etmesini istemelerini reddetmiştir. Hz. Habbab, gençliğinin ilk yılarında tek ve bir olan Allah(c.c.)'a iman ettiği için dayanılmaz acılara maruz kalır ve müşriklerin ilahlarını inkarda devam edip onları yenik bırakır. Çünkü o şunu biliyordu, iman ettim demekle kendi başıma bırakılmayacağım. Yüce Allah(c.c.), iman ettim diyenleri, imtihan edecektir. Onlar da imanlarının ispatını ortaya koymalıydılar. Müşrikler bütün işkencelere rağmen Hz. Habbab'a söyletmek istediklerini söyletemezler. Ümmü Enmar, Resulullah'ın Hz. Habbab'ın dükkanına uğradığını ve onunla konuştuğunu görünce deliye döner. Bunun üzerine ateşte kızdırdığı demirle Hz Habbab'ın başını dağlar ve Hz. Habbab bayılıncaya kadar başının üstünde tutar. Hz. Habbab, Peygamberimize gidip, Ümmü Enmar'ı şikayet eder. Peygamberimiz (s.a.v): "Ey Allah(c.c.)'ım, Habbab'a yardım et" diyerek dua edince, Ümmü Enmar başından bir derde tutulur. Kendisine "Başını dağlat" diye tavsiyede bulunulur. Bunun üzerine Hz. Habbab, demiri alır ateşte kızdırır, Ümmü Enmar'ın başını onunla dağlar… Yüce Allah(c.c.) kulunun duasını kabul etmiş, mazlumun ahını zalimden almıştı. Her türlü eziyet ve işkenceye rağmen Hz. Habbab, imanından zerre kadar taviz vermez, Allah(c.c.) ve Resulüne olan sonsuz muhabbetini dile getirmekten çekinmez… Bir gün, Resulullah (s.a.v) Kabe'nin gölgesinde bürdesini, kaftanını yastık edinerek ona dayanmış olduğu bir sırada Hz. Habbab, yanına varır. Müşriklerden çektiklerini arz edip: "Ya Resulullah! Çektiğimiz bu işkencelerden kurtulmamız için Allah(c.c.)'a dua etmez misin?" der. Resulullah'ın hemen yüzünün rengi değişir. Yüzü al al bir şekilde, doğrulup oturur: "Vallahi, sizden öncekiler içindeki mü'minlerden bir kimse yakalanır, kendisi için yerde bir çukur kazılır, o kimse, o çukurda, dizlerine kadar gömülür, sonra bir testere getirilir, başının üzerine konulup da ikiye bölünürdü de, bu işkence onu dininden döndürmezdi. Yahut demir tarakla bütün derileri, etleri soyulup, kazınırdı, sinirleri kemiğinden sıyrılırdı da bu işkence onu yine dininden döndürmezdi. Allah(c.c.)'tan korkunuz! Hiç şüphesiz Allah(c.c), sizin için fetih ihsan edecektir. Vallahi Yüce Allah(c.c.), bu işi muhakkak tamamlayacaktır. Bu iş muhakkak tamamlanacaktır ve bütün dinlerden üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binmiş bir kimse San'a ile Hadramut arasında, San'a'dan yola çıkıp Hadramut'a kadar gidecek de Yüce Allah(c.c.)'tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da kurt saldırmasından başka hiçbir endişe duymayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz." Hz. Habbab, her türlü tehlikeyi çekinmeden yeni İslam'a yeni girenlere Kur'an-ı Kerim'i okutmak ve öğretmekle de meşgul olurdu. Hz. Ömer, elinde yalın kılıç, eniştesi ve kız kardeşini öldürmek için evine hışımla girmek istediği zaman, Hz. Habbab onlara, yeni inen Tâhâ suresinden bazı ayetleri öğretiyordu. Bu sırada Hz. Ömer, inen ayetleri dinlemek isteyip de kendisine ayetler okunduğunda kalbi imanla dolmuş bu vesileyle İslam dinine girmişti. Ta hicret emri gelinceye kadar Hz. Habbab, müşriklerden birçok eziyet görür. Medine'ye hicret edince, yirmi üç yaşlarındaydı. Medine'de Hz. Peygamber (s.a.v) onu Cebr b. Atik ile kardeş yapar. Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra, Hz. Ömer'den izin alarak Kûfe'ye cihat için gider, hicri 37 tarihinde şiddetli bir hastalığa tutulur. Hastalığın şiddetinden, günde yedi defa başını dağlatan Hz. Habbab, hastalık anında acı içerisinde "Hz. Peygamber (s.a.v.) bizi ölümü temenni etmekten alıkoymasaydı ben temenni ederdim" demiştir. Oğullarına ölümünde kendisinin Kûfe dışına gömülmesini vasiyet eder ve Kûfe'nin dışına gömülmesi durumunda Hz. Peygamber'in sahabesi oraya gömülmüş diye insanların ölülerini kendisinin etrafına gömeceklerini söyler. (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 416; İbnü'l Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 116). Zühd ve takvası ile örnek olan Hz. Habbab, ihtiyarlık döneminde İslâm'ın ilk yıllarında ölmediğine hayıflanır durur, şöyle der: "Hz. Peygamber ile sevabını Allah(c.c.)'tan dileyerek hicret ettik; Allah(c.c.) indinde bir mükâfata hak kazandık. İçimizden kimi bu mükâfatı bu dünyada almadan göçtü gitti. Mus'ab b. Umeyr onlardandır... Kimileri meyvelerinin olgunlaştığını gördü ve bunları topladı. İslâm'ın zafer yıllarını gördü ve Müslüman olmasından dolayı dünya nimetlerinden istifade etti." (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 45). Hz. Habbab (r.a)'ın ilim talebeleri de yetiştirmişti. Tanınmış ilim talebelerinden bazıları; Oğlu Abdullah, Ebû Ma'mer, Kays b. Ebî Hâzım, Mesruk ve diğer Tabiîn imamlarıdır. Hz. Habbab, hastalığı nedeni ile Sıffin Savaşı'na katılamaz. Sıffin dönüşü Hz. Ali, Kûfe dışında yedi kabir görüp, bunlar nedir? diye sorar. Etrafındakiler Habbab'ın öldüğünü ve Kûfe dışına gömüldüğünü söyleyince Hz. Ali (r.a) şöyle der: "Allah(c.c.) Habbab'a rahmet etsin. İsteyerek coşkuyla Müslüman oldu; Allah(c.c.)'ın emrine itaat ederek hicret etti; hayatı boyunca mücahit yaşadı; bedenine çektirilen işkenceler ve hastalığı ile imtihan edildi. Allah(c.c.) güzel amel işleyenin amelini zayi etmez." der. Kabrine yaklaşarak şöyle dua eder: "Ey mü'min ve Müslümanlar diyarı! Allah(c.c.)'ın selâmı üzerinize olsun, siz bizden önce yerinize ulaştınız, biz de inşâallah kısa zamanda size katılacağız. Allah'ım onları ve bize mağfiret et. Bizi ve onları affet. Ahireti düşünüp onun için amel eden, az ile kanaat eden, Allah(c.c)'dan razı olan kullara müjdeler olsun." (İbnü'l-Esîr, Usdü'l Gâbe, II,144-117; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 416). KAYNAKLAR: Peygamberimize Ve Ashabına Yapılan İşkenceler -Asım UYSAL Peygamberimizin Hayatı - Salih SURUÇ İqra İslam Ansiklopedisi |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|